Mernuş

Büyük bir ciddiyetle yuvarlak kısmından tuttuğu çay kaşığını şekersiz çayına daldırdı. Çayını hararetle karıştırırken bir yandan söyleniyordu. “İnsanlar neden çay kaşığını ters tutuyorlar ki ? Böylesi daha rahat. Parmağa da iyi oturuyor hani”Alışılmadık yükseklikteki bir sesle kahkahasını koyverdi. Bu sesi ilk defa duyan herkes önce şaşkınlıkla karışık bir korkuyla irkilir sonra kahkaha sahibinin masum bir çocuğa benzer çehresini görünce rahatlardı.
Mernuş köyün delisiydi. Hatta açık ara tüm köylerin en delisiydi. Çocukluğumda en büyük eğlencem ona kaybettiği aklını geri kazandırmak için oynadığım oyunlardı.
Gerçi bazen beni bile şaşırtacak söylentiler çıkardı. Salihin demesine göre Mernuş , Deliklitaş tepesinden göğe kendir ipinden bir kement fırlatmış. Attığı ipe tırmanıp bir müddet sonra da gözden kaybolmuş. Neden sonra etrafına bakınarak kimsenin kendisini görmediğine emin olunca yavaş yavaş aşağı inip köye geri dönmüş. Hayal gücü ile gerçekliğin çok kez içiçe geçtiği bu köyde duyulan çoğu şey bir müddet sonra unutulup giderdi.
Mernuşa oynadığım çoğu senaryoda mutlak surette galip gelir sonra onun benim yarattığım gerçekliğe iman etmesini ve akıllanmasını! beklerdim.
O gün fazla ileri gitmiş , Mernuşçuğun tüm dünyasını başına yıkıp altında kaldığı dünyasının çatısını kendi elleriyle tamir etmesi için onu zorlamıştım. Başında taşıdığı hayali kasketine -nedendir bilinmez- herşeyden fazla ehemmiyet verirdi. Uçup gitmemesi yahut düşmemesi icin kasketini kafasının tepesinde tuttuğu eliyle sıkı sıkı tutardı.
Yüzüme ciddiýetle karışırık korku , sesime biraz hayret biraz da telaş katarak seslendim:
Mernuş , şapkan nerede?
Başımda ya
Eee yook
Deme! Sabah kahvede bi ara önüme koyduydum. Mutlak orda kalmıştır. Bi koşu gidip bakayım. Ordadır. Ordadır elbet.
Dur dememe kalmadan koşup gitti. Döndüğünde daha da telaşlıydı:
Felaket, Aman ya Rabbi. Felaket. Yardım edin. Yardım ediverin. Kasketim olmazsa aklım uçuverir basımdan.
Yardım ederim ama bir şartım var. Bundan sonra akıllanacaksın. Yaramazlık yok! Herkes nasıl yaşıyorsa sen de öyle yaşayacaksın. Söz mü ?
Söz. İki gözüm önüme aksın söz. Kasketimi ver bana. Hemen ver. Nolursun ;çabuk çarçabuk ver.
Tamam o zaman , kasketini kuyuda görmüşler. Gidip çıkaralım. Gel benle sen.
Kuyuya gittik. Çıkrıkla kuyudan kovayı çektim. Kovanın içinden alırmış gibi yaptığım kasketi sahibine teslim ettim. Mernuş çocuklar gibi şen kasketinin suyunu sıkıyor, bir yandan okşayıp biryandan kasketiyle söyleşiyordu.
Sözünü unutma Mernuş bundan sonra yaramazlık delilik yok.
Delinin verdiği sözün ne hükmü olurki dedi. Bunu söylerken yüzüne, onda daha önce görmediğim ve aşina olmadığım bir ifade takındı. Gözleri , artık yuvalarında parlaklığını giderek arttıran iki siyah elmas gibi deviniyordu. Kaynağından bana doğru hiç bir kesintiye uğramadan akan bu iki ışık hüzmesi aklımi başımdan alacak gibi oldu. Sendeledim.
Mernuş devam etti:
Deliliktir. Benlik deliliktir. Ya bu deliliğin içinden geçersin ya da içine düşersin. Derin kuyudur Suyu serindir. İcsen kanmazsın , yıkansan yunmazsın. Akıllanayım ha. Var sen git kuyuna. Benim kuyuma da taş atma gayrı.
Aklımı kurtardığıma şükrederek görünür bir telaşla bu gözlerin ve sözlerin sahibinden uzaklaştım. Mernuş bu sırada arkasını dönmüş hiçbir şey olmamış gibi yerlere saçılmış altınları toplaya toplaya köye doğru segirtti.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s