Homo Mensura

Bilgi , bilenle bilinen arasındaki bir ilişkiden ortaya çıkan sonuç olarak bilinir 🙂 Bilginin olanaklılığı doğruluğu, kaynağı ve  sınırları da bilgi felsefesinin konusudur. Bilginin sınırları konusunda Aşkın Epistemolojik İdealizme şimdilik katılıyorum:  “Bir özne kendi dışında var olan nesnelerin bilgisini, kendisinde var olan kategoriler çerçevesinde bilebilir.”  Bir insan diğerini bilebilir mi ? Doğu ile batının ruh ile maddenin  arafında aklım hayır derken kalbim evet diye haykırıyor. Bilgini doğası üzerinde düşünmek bilgi edinmekten daha “öğretici” geliyor bana.

Feyerabend ; bilim din ve sanatın ayrı ayrı bilgi edinmenin yolları olduğunu söylemiş. Ve eklemiş : “Anything goes” :”Düşünceler, tıpkı kelebekler gibi, yalnızca varolmakla kalmaz; gelişir, başka düşüncelerle ilişkiye girer, etkide bulunurlar… Platon düşüncelerle yaşam arasındaki uçurumun söyleşiyle aşılabileceğini düşünmüştü – kendisince, geçmiş olayların yüzeysel bir anlatımı olan yazılı söyleşiyle değil değişik ortamlardan gelen kişiler arasında gerçek, sözlü bir alışverişle. Söyleşinin denemeden daha esinleyici olduğuna ben de katılıyorum. Savlar, uslamlamalar üretebilir. Savların, uslamlamaların işin içinde olmayanlar ya da başka bir okuldan uzmanlar üzerindeki etkilerini gösterebilir, bir denemenin ya da kitabın gizlemeye çalıştığı açık uçları ortaya serer, en önemlisi yaşamımızın en sağlam olduğuna inandığımız parçalarının kuruntuluğunu tanıtlayabilir. Sakıncalı yanı, bütün bunların yaşayan kişilerin, gözlerimizin önündeki eylemlerine değil, kâğıt üzerinde yapılması. Yine bir tür arıtkan etkinliğe katılmaya çağrılıyoruz. Yine, “salt” bilgi de içinde olmak üzere, yaşamlarımızı gerçekten biçimleyen düşünce, algı, duygu arasındaki savaşlardan çok uzağız..” Feyerabendin Gazali ile tanışmış olmasını isterdim ve aralarındaki konuşmayı dinleyebilmeyi…

Peki , Protagoras “Homo Mensura” ; “ insan herşeyin ölçüsüdür” derken haklı mıydı ve bu bizi Huxleyin Cesur Yeni Dünyasındaki herkes herkes içindir anlayışına götürür mü ? Bilemiyorum.

Popperin öncülüğünü yaptığı yanlışlanabilirlik ilkesi doğrunun ölçütü olarak kendisine Amerikada ilginç bir tartışma alanı bulmuştu : 1982 yılında McLean’a karşı Arkansas davasında Yargıç William Overton, yanlışlanabilirliği ve diğer birkaç kriteri kullanarak sözde “yaratılış bilimi”nin bilimsel olmadığını saptayarak Arkansas devlet okullarında bilim olarak öğretilmemesi gerektiğine vardı.Amerika Birleşik Devletleri kanunları, yanlışlanabilirlik ilkesini; ABD Yüksek Mahkemesi’nin bilimsel delillerin jüri yargısına kabul edilip edilemeyeceğini belirleyen Daubert  Standardının bir parçası olarak benimsedi.

Günümüz dünyası standartların dünyası olmaktan hızla uzaklaşırken haklı olmanın güçlü olmakla eşdeğer tutulduğu Post Truth çağında insana düşen nedir? Bilgimizi sınayacağımız çetin zamanların başlangıcındaymışız gibi geliyor bana. Bilgimizi kendimize topluma dünyaya tarihe ve bilime karşı sınama zorunluluğundayız. Değilse elimizde kalan dayanağımızı ;  gerçeklik duygumuzu da yitirebiliriz.

Yazıyı yüreğimi herdefasında titreten bir şarkının sözleriyle bitiriyorum. Ahanda linki https://www.youtube.com/watch?v=1ubyJAIL8vI

Eğer bugün bana bir şans verilseydi, gözyaşları içinde şarkı söylemezdim.
Şansımı çok geç gelmekle suçladım: “Nerelerdeydin, beni pusuya düşürdüler ve kaçtılar” diye yanıtladı beni.

Kaderlerine ağıt yakanlar var,
Yaşarken kendi mezarları başında ağlayanlar var,
Vaktinden önce yaşlananlar var,
Bizler bu hayattan bıktık/Bizler bu hayatta doyduk

İyilik,kötülük ile buluştuğunda adımlarında hiç bir şüphe yoktu
Ve kötülük ona hükmetmek için bir çözüm buldu
“Bitkin görünüyorsun.” dedi ona
“Bu yürüyüş seni çok yordu.” dedi ve ekledi;
“Sırtım senin oturağın olacak.”

Kaderlerine ağıt yakanlar var,
Yaşarken kendi mezarları başında ağlayanlar var,
Vaktinden önce yaşlananlar var,
Bizler bu hayatta doyduk.

İyilik onun sözlerinden hiç şüphe etmedi ve onun sırtına çıktı
Ertesi sabah insanlar bu manzarayı gördüklerinde panikleyip konuşmaya başladılar

Kaderlerine ağıt yakanlar var,
Yaşarken kendi mezarları başında ağlayanlar var,
Vaktinden önce yaşlananlar var,
Bizler bu hayatta doyduk.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s