GEÇER GİDERİM

En sevdiği yerde, deniz kıyısındaydı. Bambu ağacından mamul  bir kağıda yaşam öyküsünü yazmış , cam bir şişenin içine koyup kapağını iyice kapattıktan sonra hırçın sonbahar dalgalarının dövdüğü kayalıklardan denize bırakmıştı. Üzerinde yürüdüğü keskin kayalıklar çıplak ayaklarını kanatıyordu. Acısı artık umurunda değildi. , daha ne kadar kanayabilirdi ki ? Yazdığı notu düşündü. Kendisinden başka kimsenin anlayıp anlamayacağından emin değildi. Sanki yeryüzünde büyük bir felaket yaşanacak , yüzyıllar sonra birileri bu notu bulduğunda anlaşılsın diye hayatının özünü çıkarıp bir cam şişeye sığdırmıştı.

Nasıl başlamıştı:

“Göçebe bir ailenin ilk çocuğu olarak yabancı bir ülkede doğdum. Bu ülkede doğal olarak bir yabancıydım. Kendi ülkeme göç ettiğimde dillerini bilmediğim ve dilimi bilmeyen bu insanlara gene yabancıydım. Her yabancı gibi ben de içime göç ettim. Ne var ki içerisi derin olduğu kadar karanlıktır. Kendini var eden hayatın saf gücüyle aracısız karşılaşırsın. Suyun muazzam gücü karşısında itfaiye hortumunu tutmaya çalışan bir çocuk gibi sağa sola savrulur havaya uçarsın.

Hayata dair ilk anım elimde tuttuğum ölü bir kuş yavrusu ve niye hareket etmediği sorusu. Hayatım boyunca ölüm bir fikri sabit olarak takip etti bu günden sonra beni.

Bir orman yangınında çam kozalakları bir el bombası gibi patlar ve tohumlarını uzağa saçar bir yandan yangını büyüterek. Hayatın amacının hayat olduğunu çok sonraları öğrenecektim. yaşlı insanlarla tanıştığımda sorduğum tek bir soru var çoğundan maalesef tatmin edici bir cevap alamadığım. “Ne öğrendin ?” Diye sordum hep. Hani Melekler Şehrinde Nicholas Gage’in sorduğu gibi. Ufak bir kız çocuğu en çok neyi sevdin sorusuna pijamalarımı demişti..

Özgün olan kısmımız çocukluğumuzdur sonrasında çok kez başkalarıyla çoğaltırız kendimizi. Buğday başaklarının dalgalanması yahut dalgaların sesidir adını bilmesek de  ilk meditasyonumuz Kimler kimlerle çoğaldım sonrasında  Gazali,Jules Verne, Kemalettin Tuğcuyla çocukken tanışıp. Mesala vahşi güzel adam Osho, Bilge Lao tzu , Patanjali ve Valmiki. Zen , Kılıcın yolu ki kılıcın tarafsız bir keskinliği vardır. Sun Tzu ve Musashi. Jung, Mevlana ve Baudrillard. Ne eğlenceli bir çağdı. Jungle… Zamanların en iyisiydi ve zamanların en kötüsüydü. Lezzetliydi evrimsel biyoloji yatağında ve nörobilim ve tasavvuf eşliğinde  özgürlük var mıdır sorunsalı. Crowley ve Rasputin ve dahi Baron Von  Sebottendorff . Geldiğim noktada cevabım yok. Sadece sorularım var. Arada sırada gerçek insanlarla tanışıyorum. İyi yada kötü değil, gerçek insanlar, sayıları az yok değil ama az. Beni en çok heyecanlandıran şey buydu. Anlamaktan keyif aldığım insanlar… Fırsatım olsaydı bir kaçına hangi kitap sahnesine şahit olmak istediklerini sorardım. Ben örneğim isterdim görmeyi Siddartha ve Kamalanın söyleşmesini. Martı Jonathanın kanat çırpışını izlemeyi ve çölde sohbet etmeyi ve görmeyi bir simyacıyı. Neyse mum tükeniyor. Daha fazla yazamayacağım. ..”

Tuzlu su, ayaklarındaki kanı denize taşıyordu. Kumsala ulaştığında cebini yokladı. Hayret şişe cebindeydi. Oysa az önce onu denize bıraktığından öylesine emindi ki . Geri döndü. En sevdiği yerde,deniz kıyısındaydı.

https://www.youtube.com/watch?v=X3e4d6RnGbE

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s