KOŞA, MANAS ve ATMAN’A DAİR

Gecenin karanlığında kaotik olduğu kadar senfonik üç el silah sesi yankılandı. Telaşlı adımlarıyla hızlı hızlı yürüyen genç kadın kendi kendine hiç durmaksızın tekrarlıyordu: “Üzerinden koskaca bir hayat geçmiş kırık aynalarız biz.”
Yürümeye ve biryandan konuşmaya devam eden Manas öte yandan çantasının içindeki silahı sıkı sıkı tutuyordu. Nefretini ve sevgisini aynı anda sonlandıracak bir çözüm bulmuştu. Koşa’yı öldürecekti. İstemsizce sayıklar gibi konuşmaya devam etti.
-Ben onu hep sevdim. İyiliğini istedim. Oysa o ne yaptı ? Beni hiç dinlemedi hep kendi bildiğini okudu. Ama ben ? Ya ben ona nasıl izin verdim ? Beni kandırmasına , aldatmasına niçin tahammül ettim ?
Bakışları bulandı. Göz bebekleri yukarıya dua ediyormuş ya da bir şeylar hatırlamak istiyormuş gibi yukarı döndü. Sayıklamaya devam etti. “Üzerinden koskaca bir hayat geçmiş kırık aynalarız biz…”
Şehrin öte yanında kendisi için hazırlanan kurşüna muhatap olmaya namzet olan Koşa koltuğuna kurulmuş oturuyordu. Basit bir adamdı. Ancak basitliğinin içinde bir güzellik de taşıyordu. Öte yandan tamamen bencil olduğu da söylenebilirdi. İçgüdülerinin ona, kendisini hayatta tutmak için verildiğini ve mutlak surette onlara uyması gerektiğini söylerdi. Kendi açısından tamamen masumdu. Manas’ı sevmese de varlığından keyif alıyordu
Manas onun sığ hayal gücüne muazzam bir derinlik katmıştı. Koşa sallanan koltuğünda bir ileri bir geti gidip gelirken bir yandan babasından kalan silahını temizliyordu. Silah yağının kokusu onu çocukluğüna götürdü. Kendisi babasından Manas ise annesinden farklı değildi aslında. Karanlığı parlaklığına denkti ancak o bunu bilemezdi. Doğası gereği çok zeki ve hassastı fakat biraz dengesiz. İşin tuhaf tarafı bu dengesizlik onu besliyordu. Delicesine bir salınımdı tüm hayatı ‘Nataraja Manas’ın…
Tüm bunlar olurken üçüncü bir kişi gotik bir aynanın karşısına geçmiş kendisini izliyordu. Yüzündeki her kıvrımı her ayrıntıyı dikkatlice tetkik ediyor, onu olduğu kişi yapan olayları hatırlıyordu. Bay Atman hiçbirşeyi unutmazdı. En yakın dostları olan Manas ve Somayla bir süredir görüşmüyordu. Aslında tek dostları onlardı. Kendini bildi bileli ikisiyle de arkadaştı.İ Manas bunalımları, Soma bitmek bilmez istekleriyle Bay Atman’ı bunaltsa da Atman iki dostuyla da yakından ilgilenir onları hiç yalnız bırakmazdı. Yüzündeki kırışıkların birçoğu Manas ve Soma’nın sorunlu ilişkisinden doğmuştu. Garip bir şekilde onlar da Atmanı mutlu etmeye yalnızlığını unutturmaya çalışırlardı. İkisinin geçimsizliği ve ayrılmak üzere oluşları Atman’ı bunalım ve intiharın eşiğine getirmişti. Dede yadigarı altın kaplamalı silahını kalbine dayamış bir dikeni söküp çıkarmak ister gibi durmaksızın dürtüp duruyordu.
Manas yedek anahtarıyla kapıyı açtı. Bulacağını bildiği ama aslında bulmak istemediği yerde Soma’yı şaşkın şaşkın ona balarken buldu. İki eski ve ebedi aşık birbirlerinin gözlerinde kendilerini gördüler. Aynı hissi paylaştıkları nadir anlardan biriydi bu. Önce Manas sonra Soma silahına davrandı. Senfoninin ilk iki notası çalınmış ve son nota çağrılmıştı.
Atman aynaya bakarken istemsizce tekrarlamaya başladı: ” Üzerinden koskoca bir hayat geçmiş kırık aynalarız biz.”
Altın silah büyük bir gürültüyle patladı. Aynadaki suret sarsıldı ancak düşmedi. Cam çatlaklarının arasında çoğalan binlerce göz kendisine bakmaya devam ediyordu…

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s