MEPHİSTO

Herkes bir şeyler biriktirir. Bense kelime. Koleksiyonumu da pek severim doğrusu. İçi kırmızı kadife döşeli dışı siyah obsidyenle kaplı cevizden mamul kutusundan çıkarır tozunu alır siler parlatırım kelimelerimi. Neler neler yok ki içlerinde. Mütemadi , mübtezel , arkaik , kaçmık, biteviye…

Tabi bir de gölge var. Yani gölgem. Ben ona Mephisto diyorum Gece gündüz peşimde sürünüp beni takip eder. Hatta geçen gün  Hitchcock’un Psycho’sundaki gibi elinde bıçakla beni kovaladığına yemin edebilirim. Çocukken size de olur muydu bilmem. Gece yatağıma dönerken bir şeylerin beni takip ettiğini zanneder koşarak yatağıma zıplayıp yorgamı kafama çekerdim.

Neyse efendim çok uzatmayayım. Bu Mephisto geçen çok sıkılmış olacak ki yattığı yerden usulca kalkıp süzülerek karşıma dikildi.  Yok efendim yıllardır onu görmezden geliyormuşum da o olmadan ben bir hiçmişim de.. Daha ne lakırdılar. Ne demişti tam olarak:

Hile ve hurda senin hamurun olmuş ey balçık ! Kırk kadifeye sarsan düşlerini gene de uyandırır gece vakti ansızın seni.  Aynaya bir bak. Gerçekten tanıyor musun kendini? Sen, atalarının ortak günahları ve yanılgısı. Kendine olan sevgin büyüttü öfkeni. Sen ki kaderine boyun eğmeyecek kadar kibirli budala. Kabuk bağlamış yaralarını deştikçe altından kurtçuklar akacak. En son mezarında bekleyeceğim soğuk cesedini.

Nefesim kesilmişti. Meğer Mephisto bana ne kadar da çok kızgınmış. Yoksa kendine kızgın olan ben miydim? Hakkı vardı. Onu o kadar uzun süre görmezden gelmiş ve kendi haline bırakmıştım ki kendine ait müşahhas bir kişilik oluşturmuştu. Bedeni olmadığından  tüm zevkleri için bana bağımlıydı. Ben yersem yiyor , içersem içiyor ve yaşıyordu.

Gene de alttan almadım. “Sen ki varlığını bana borçlusun seni nankör sefil  !” diyerek çıkıştım. Rüzgardaki bir alev hüzmesi  gibi titredi. Bana vurmak için hamle ettiğinde yana doğru kaykıldım. Aynı anda o da yana yattı. Bir yumruk salladım çenesinin yanına .Derken ortalık karıştı. Gölgeme vura vura ellerim kan revan içinde kalmıştı. Gölge de koyu koyu kanıyordu. Amansız kavganın verdiği bitkinlikle yan yana çöktük. Bir süre hiç konuşmadık

Konuşmaya ben başladım. Kelimeler ağzımdan çıkmıyor sanki bir iple birbirine bağlanmış  ipin ucunu da  dörtnala koşan bir at çekiyormuşçasına sökülüyordu.

Aydınlık ve karanlık birdir Mephisto.  Seni seviyorum ve kabulleniyorum. Seni görmezden gelmemeliydim.

Ben bunları söylerken gölgem küçülmeye başladı. Küçüldü, küçüldü ta ki ayak başparmağıma dek. Bir su girdabı gibi içime çekildi. Ve içimde küçülmeye devam etti. Küçüklüğü nispetinde yoğunlaşmıştı. Patlasa koca bir evreni yeniden başlatabilirdi. Kalbimde tuhaf bir sıcaklık hissettim. Gölge değişiyordu. Ne olduğunu bilmediğim ve anlatamayacağım çünkü idealar aleminde var olmayan üstelik bir şeye  benzetemediğim için  de dillendiremeyeceğim bir şekil aldı. Yoktu ama vardı da. Sanki hepsi içsel bir güneşin etrafında dönen bir değil milyonlarca gölgem vardı.  Ara sıra Mephistoyla da karşılaşıyoruz. Hal hatır soruyoruz  falan, tabi  biraz mahcubuz birbirimize. Ama yaşamak biraz da mahcubiyet değil midir zaten ?

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s